Loading...

James Nachtwey (1948- )

1948 yılında ABD’de doğan Nachtwey, Dartmouth kolejinde sanat tarihi ve siyaset bilimi bölümlerini bitirdi. Vietnam savaşının ve Amerikan Sivil Haklar Hareketinin fotoğraflarından etkilenerek fotoğrafçılığı seçti. Bir dönem gemiadamlığı, haber filmi kurguculuğu ve kamyon şoförlüğü yaptı. 1976’da bir gazete için fotoğrafçılık yapmaya başladı. 1980’de New York’a taşınarak serbest dergi fotoğrafçılığı karyerine başladı. İlk önemli çalışması 1981’de IRA militanlarının açlık grevi üzerineydi. O günden bu yana Nachtwey kendisini savaşları, çatışmaları ve kritik toplumsal konuları belgelemeye adadı. El Salvador, Nikaragua, Guatemala, Lübnan, Batı Şeria ve Gazze, İsrail, Endonezya, Tayland, Hindistan, Sri Lanka, Afganistan, Filipinler, Güney Kore, Somali, Sudan, Ruanda, Güney Afrika, Rusya, Bosna, Çeçenistan, Kosova, Romanya, Brezilya ve ABD gibi ülkelerde ve bölgelerde ayrıntılı çalışmalar yaptı.

Nachtwey de Roger Fenton, Alexander Gardner, Timothy O’Sullivan gibi bir savaş fotoğrafçısıdır ancak onu diğer isimlerden ayıran özellik, Nachtwey’in çağdaş bir fotoğrafçı olması, dolayısıyla çağdaş savaşları, çatışmaları ve gerilimleri çalışmasıdır. Katıldığı savaşlar tek taraflı, nadiren başı ve sonu olan, kurban yaratan ancak galibi olmayan çatışmalardı. Bu savaşların hiçbirinin yasaları, kuralları yoktu, çok azında bir antlaşma yapılıyor, hiçbiri zaferle anılamıyordu. Nachtwey kimi zaman da, kıtlık, kuraklık, salgın gibi, bu adaletsiz çatışmalar kadar yıkıcı etkilere sahip doğal afetleri konu edinir.

Ona göre bir savaş fotoğrafçısı iki şekilde çalışabilir; tarafsız bir kayıtçı olarak ya da partizan bir tarihçi olarak. “Savaş karşıtı bir fotoğrafçı kurbanların yanındadır” der Nactwey. Ona göre Fotoğrafçının görevi “istatistikleri somutlaştırmak, ideolojik meşrulaştırmaya karşı çıkmak, ölümün ve acıların izlerini, savaşı uzaktan izleyenlerin, özellikle de kişisel bir tehdit hissetmeyenlerin yüzüne vurmak, dünyaya sesini duyuramayanlar için aracılık” yapmaktır.

Askeri tarihçi John Keegan, zamanımızı yoksullar arası savaşlar çağı olarak niteler. Zenginlerle yoksullar arasında uçurum açıldıkça, yoksullar azalan kaynaklar için daha çok savaşmaya başlamışlardır. Zenginler ise sömürülecek birşey kalmadığı için, yoksul bölgelere olan ilgilerini yitirmişler, savaşan yoksulları başbaşa bırakmışlardır. Küreselleşme, böylece herkes için refah vaadlerini Afrika, Uzak Asya, Orta Amerika gibi geniş alanları dışarıda bırakarak sürdürmektedir.

Nachtwey’in fotoğrafları genellikle dengeli ve açık kompozisyonlardan oluşmaktadır. Belki uzak ülkelerde olan biteni tüm çıplaklığıyla görmekten çekinen izleyicilere Nachtwey, açlığın, sefaletin, ölümün bozuk, netsiz, belirsiz (Capa’nın Normandiya çıkartması fotoğrafları gibi) görüntüleri yerine açık, temiz fotoğraflar sunar. Ancak çalışmalarını, gözetlemecilik ya da sefalet turizmine sapmadan, soğukkanlılıkla sürdürmüştür. Efekt peşinde değildir. Işık-gölge oyunları kullanarak estetize etme çabası gütmez. Gördüğünü gösterir bize. Bu, bazen yakın çekimlerle, bazen de orta-uzun ölçekli çekimlerle olur. Sıklıkla odağında birden fazla nesnenin/insanın bulunduğu fotoğraflar kullanır. Bir genelleme daha yapacak olursak, Nachtwey’in fotoğraflarında eşit ağırlıkta iki ya da üç figüre yer verilir.

Nachtwey, fotoğraflarındaki nesnelerin görüş açısını somutlaştırmaya çalışmaz ancak bunun dışında da kalmaz. Genellikle fotoğrafları ya sizin oraya gittiğinizde göreceklerinizi ya da fotoğraflardaki insanların gördükleridir.

1986’dan 2001’e kadar Magnum üyesi olan, 1984’den bu yana Time dergisi için fotoğraf çeken Nachtwey’in son tanınmış çalışması, 11 Eylül New York fotoğraflarıdır. Kariyeri boyunca ABD’ye uzak ve yoksul bölgelerde sürdürdüğü çalışmalarının aksine, Nachtwey’in 11 Eylül fotoğrafları için çalışma ilkeleriyle uyuşmadıklerı ileri sürülebilir. Evinden uzakta, soğukkanlılığını yitirmeyen, asla çatışan taraflar arasında tercih yapmayan, ideolojik meşrulaştırmadan kaçınan Nachtwey’in, kendi evinde bu ilkeleri gözardı edip etmediği tartışılabilir. Bu bağlamda özellikle Arkada çöken ikiz kulelerin, ön planda ise bir kilisenin çatısındaki ıstavrozun yer aldığı fotoğrafı değişik okumalara açıktır.

Nachtwey, fotoğrafladığı onca acıya, yıkıma, dehşete ve şiddete karşı, “Homo homini lupus” (İnsan, insanın kurdudur) idealist mottosunda vücut bulan, insanın doğuştan içinde kötülük barındırdığını savunan düşünceyle arasındaki mesafeyi bozmamış, insanlığa dair iyimserliğini ve umudunu korumuştur. Belki de Nachtwey’e çalışmalarını sürdürme gücü veren de içinde taşıdığı umuttur.

Sanatçının kişisel web sayfasından tüm fotoğraflarına ulaşmanız mümkün.

Kaynak:

Yazı: İlef

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: